Kompozit kaplama; dişlerin doğal dokusuna zarar vermeden renk, şekil ve boyut bozukluklarını gidermek amacıyla diş yüzeyine estetik kompozit rezin materyalinin kimyasal olarak bağlanması işlemidir. Diş hekimliğinde sıklıkla bonding olarak da bilinen bu uygulama, diş minesinden aşındırma yapmadan uygulanan minimal invaziv bir gülüş tasarımı yöntemidir. Ayrık dişlerin kapatılması, kırıkların onarılması veya diş boyunun uzatılması gibi estetik ihtiyaçlarda, diş rengindeki özel dolgu maddelerinin tabakalar halinde işlenmesiyle tek seansta doğal ve etkileyici sonuçlar sunar.
EFC CLINIC; estetik cerrahiden girişimsel tedavilere kadar, cerrahi tıbbın en titiz alanlarında uzmanlaşmış bir mükemmeliyet merkezidir—burada her adım incelikli bir dikkatle ilerler. Tıbbi mükemmeliyet, estetik hassasiyet ve ödünsüz etik duruş aynı çizgide buluşur. Yan dal eğitimli uzmanlarımız; modern görüntüleme, standartlaştırılmış protokoller ve güvenlik sistemleri ile kanıta dayalı bakım sunarak doğal ve güvenilir sonuçlar elde etmeyi hedefler. Danışmadan iyileşmeye kadar bakımınız; net iletişim, şeffaf planlama ve sağlığınıza duyulan gerçek saygıyla uçtan uca koordine edilir.
Kompozit kaplama teknolojisi geçmişten bugüne nasıl değişti?
Eskiden “beyaz dolgu” denildiğinde aklımıza sadece çürüklerin doldurulduğu, zamanla sararan ve matlaşan basit malzemeler gelirdi. 1960’lı yıllardan beri hayatımızda olan bu malzemeler, o dönemde estetikten ziyade sadece fonksiyonel bir kurtarıcıydı. Ancak teknoloji yerinde saymadı ve materyal bilimi inanılmaz bir evrim geçirdi. Bugün kullandığımız malzemeler ile o eski dolgular arasında dağlar kadar fark var.
Bu değişimin en büyük kahramanı, teknolojinin “nano” boyutlara inebilmesidir. Eskiden dolgu malzemesinin içindeki parçacıklar büyüktü; bu da yüzeyin pürüzlü kalmasına ve çabuk lekelenmesine yol açardı. Günümüzde ise “Nanohibrit” teknolojisi sayesinde, bu parçacıklar gözle görülemeyecek kadar küçültüldü. Bu ne anlama geliyor? Artık uyguladığımız kompozitler, doğal diş minesinin o kendine has ışık geçirgenliğini, parlaklığını ve dokusunu birebir taklit edebiliyor. Yani elimizdeki malzeme artık basit bir dolgu değil dişin optik özelliklerini kopyalayan estetik bir mucizeye dönüştü.
Dişlerime zarar vermeden kompozit kaplama uygulanabilir mi?
Hastalarımızın koltuğa oturduğunda en sık dile getirdiği endişe, dişlerinin kesilip kesilmeyeceğidir. Modern diş hekimliğinin felsefesi artık “Minimal İnvaziv” yaklaşımdır. Yani dokuya dokunmadan, var olanı koruyarak iyileştirmek. Kompozit bonding uygulamalarının bu kadar popüler olmasının ana sebebi de budur. Porselen kaplamaların aksine, bu işlemde dişlerinizden madde kaldırılmasına, dişin ufalmasına çoğu zaman hiç gerek kalmaz.
Bu işlemde biz dişin minesine tutunma, yani adezyon prensibini kullanırız. Diş minesi, vücudumuzdaki en sert dokudur ve biz bu dokuyu koruyarak üzerine ekleme yaparız. Özel hazırlık aşamalarıyla kompozit materyalin dişe sıkıca kilitlenmesini sağlarız. Bu sayede geri dönüşü olmayan aşındırmalar yapmadan, dişin orijinalliğini koruyarak estetik bir dönüşüm yaratabiliriz. İleride bu işlemden vazgeçerseniz veya değiştirmek isterseniz, alttaki kendi dişiniz sapasağlam durmaktadır. Bu durum özellikle genç hastalarımız için büyük bir güven kaynağı oluşturur.
Hangi durumlarda kompozit kaplama tercih edilir?
Bu yöntem sadece çürük tedavisinde değil gülüş tasarımında da çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Aynaya baktığınızda sizi mutsuz eden pek çok ufak detay, bonding yöntemiyle tek seansta giderilebilir. Genellikle şu sorunları çözmek için bu yönteme başvuruyoruz:
Uygulama alanları şöyledir:
- Ayrık dişler
- Kırık diş uçları
- Diş boyu kısalığı
- Kalıcı renk bozuklukları
- Şekil bozuklukları
- Mine aşınmaları
- Hafif çapraşıklıklar
Tedavilerimiz ve operasyonlar hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Kompozit kaplama işlemi ne kadar sürer?
Hız, çağımızın en büyük gerekliliği. Hastalarımız için bu işlemin en cazip yönlerinden biri de laboratuvar aşamasının olmaması ve sonucun hemen alınabilmesidir. Porselen dişler için ölçü alınıp günlerce beklemek gerekirken, kompozit kaplamalar genellikle tek bir ziyarette tamamlanır. Sabah kliniğe gelip, birkaç saat sonra yepyeni bir gülüşle sosyal hayatınıza dönebilirsiniz.
İşlem sırasında çoğu zaman anestezi yapmaya, yani iğne kullanmaya bile gerek duymuyoruz. Çünkü dişten madde kaldırmadığımız, yani dişin canlı dokusuna yaklaşmadığımız için ağrı veya sızı hissedilmez. Süreç tamamen hekimin el becerisine ve sanatsal bakış açısına dayalıdır. Bizler, farklı renk ve şeffaflıktaki kompozitleri tabaka tabaka dişin üzerine işleriz. Dişin boyun kısmına daha koyu, uç kısımlarına daha şeffaf malzemeler koyarak doğal derinliği yakalarız. Son aşamada yapılan cila işlemiyle de dişin parlamasını sağlarız.
Porselen mi yoksa kompozit kaplama mı daha avantajlıdır?
Bu soruyla her gün karşılaşıyoruz. Aslında “daha iyi” diye bir şey yoktur, “sizin için daha uygun” olan vardır. Her iki materyalin de kendine has artıları ve eksileri bulunur. Karar verirken bütçeniz, zamanınız ve beklentileriniz belirleyici olur.
Kompozit kaplamanın porselene göre bazı temel farkları bulunur. Bu farklar şunlardır:
- Daha ekonomik olması
- Tek seansta bitmesi
- Diş kesimi gerektirmemesi
- Tamirinin kolay olması
- Rengin zamanla değişebilmesi
Daha sık bakım gerektirmesi
Porselen ise daha maliyetli ve dişten aşındırma gerektiren bir işlemdir ancak renk stabilitesi çok daha yüksektir. Yıllar geçse de porselenin rengi değişmez. Eğer “benim vaktim kısıtlı, dişime dokunulsun istemiyorum ve daha ekonomik bir çözüm arıyorum” diyorsanız kompozit sizin için biçilmiş kaftandır.
Kompozit kaplama zamanla renk değiştirir mi?
Dürüst olmak gerekirse, kompozit materyallerin porselene göre en zayıf karnı renk konusudur. Porselen cam gibidir, leke tutmaz. Ancak kompozit reçineler, yapısı gereği mikroskobik gözeneklere sahiptir. Bu da uzun vadede, tüketilen gıdalara bağlı olarak bir miktar renk değişimine uğrayabilecekleri anlamına gelir.
Özellikle boyayıcı özelliği yüksek gıdalar, kompozitlerin parlaklığını yitirmesine sebep olabilir. Ancak bu durum sizi korkutmasın. Çünkü bu renklenme genellikle yüzeyseldir. Biz buna “dışsal renklenme” diyoruz. 6 ayda bir yapacağımız rutin kontrollerde, özel pastalar ve disklerle yapacağımız basit bir cila işlemi, bu lekeleri tamamen ortadan kaldırır ve dişinizi ilk günkü ışıltısına kavuşturur.
Dikkat edilmesi gereken gıdalar şunlardır:
- Çay
- Kahve
- Sigara
- Kırmızı şarap
- Salça
- Vişne suyu
- Körili soslar
Tedavilerimiz ve operasyonlar hakkında detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak için hemen bizimle iletişime geç!
Kompozit kaplama ömrü ne kadardır?
Bu tedavinin ömrü, tamamen sizin kullanım alışkanlıklarınıza ve ağız bakımınıza bağlıdır. Literatüre baktığımızda ortalama ömür 5 ila 7 yıl arasında değişir. Ancak çok iyi bakan, düzenli fırçalayan ve kontrollerini aksatmayan hastalarımda bu sürenin 10 yılı aştığını sıklıkla görüyorum. Ömrü kısaltan en önemli faktör, sadece fırçalamamak değil aynı zamanda dişlere zarar veren kötü alışkanlıklardır.
Restorasyona zarar veren alışkanlıklar şunlardır:
- Tırnak yeme
- Kalem ısırma
- Paket açma
- Kabuklu yemiş kırma
- Buz çiğneme
- Diş gıcırdatma
Özellikle diş sıkma (bruksizm) problemi olan hastalarımızda, kompozitlerin kırılma riski artar. Bu durumda gece plağı kullanımı, yaptığımız estetik işin ömrünü uzatmak için hayati önem taşır.
Kırılırsa tamiri mümkün müdür?
Porselen bir diş yaptırdığınızda, eğer ucundan küçük bir parça kırılırsa genellikle tüm dişin sökülüp yeniden yapılması gerekir. Bu hem maddi açıdan külfetli hem de zaman alıcıdır. Ancak kompozit kaplamaların en sevdiğim özelliği “yama” yapılabilmesidir.
Kompozit bir dolgu veya lamine ucundan kırılırsa, kesinlikle hepsini sökmeye gerek yoktur. Koltuğa oturursunuz, sadece kırılan o küçük alanı temizleriz ve üzerine taze kompozit ekleyerek dakikalar içinde tamir ederiz. Kullandığımız güçlü bağlayıcılar sayesinde, ek yeri kesinlikle belli olmaz ve bütünlük bozulmaz. Bu özellik, kaza riski yüksek olan çocuklar veya sporcular için de büyük bir avantaj ve rahatlık sağlar.
